|
|
SAĞLIK
TANRISI ASKLEPIOS
Çok tanrılı dinlerin hakim olduğu antik çağda insanlar, çeşitli hastalıklarında
başvurmak için Sağlık Tanrısı'nı yaratmışlardı. Mitolojide Asklepios olarak
anılan bu tanrı için kurulan tapınaklar aynı zamanda birer tedavi merkezleri
de olmuştu. Bu inanç M.Ö. 6. yüzyılda başlayıp 8 – 10 asır kadar sürmüştür.
Asklepios adına kurulan tapkı ve tedavi merkezlerinden en önemlileri Epidauros
(Yunanistan), Kos (İstanköy Adası) ve Bergama'da bulunmaktadır ancak bunlar
dışında daha birçok Asklepios tapınağı ve tedavi merkezlerinin bulunduğunu
antik sikkelerden öğreniyoruz.
Asklepios’u çok eski bir hekim saymak gerekir. Yaşadığı dönemden yüzyıllar
geçince zamanın etkisiyle tanrılaştırılmıştır. Onun tapınaklarındaki rahipler
aynı zamanda hekimdirler. Dinsel ve ruhsal etkiye inanarak telkin tedavilerinde
başarılı olmuşlardır.
Asklepios farklı zamanlarda birçok antik Çukurova şehir sikkesinde görülür.
Ancak Aigeai (Yumurtalık) ve Irenopolis (Haruniye-Düziçi) sikkeleri yoğun bir
şekilde Sağlık Tanrısını konu almışlardır ve sikkelerdeki tasvirlerden bu şehirlerde
birer Asklepieion (tedavi merkezi), ya da bir Asklepios-Hygieia kült yeri olduğunu
anlayabiliyoruz.
Aigeai’da Roma İmparatoru Severus Alexander (MS 222-235)'e
ait bir sikkenin arka yüzünde, etrafına yılan dolanan bir
ayak ve üzerinde de küçük bir Asklepios
büstü bulunur. Ayak, Mısır hieroglif dilinde "yer" anlamına
geliyordu. Bu durumda, sikkemizin arka yüzündeki kompozisyon, Asklepios’un
(şehrini) yerini ifade ediyordu.
Kilikia
çok daha eski çağlarda Sağlık Tanrısı inancına sahip bir bölgeydi.
Hitit Kralı II. Mursili (M.Ö. 1339-1310) zamanında, Kizzuwatna
Hititler’in idaresindedir, ancak, kültürel ve dinsel özellikleriyle
önemi devam etmektedir. Kral, bayram ve dini ayinler için, bir
kez de büyü ve hastalığının tedavi ettirmek için Kizzuwatna’ya
gelmiştir ve bu tedavisi iyi sonuçlanmıştı. Buradan Kizzuwatna
ülkesinin bir sağlık merkazinin bulunduğunu anlıyoruz. Bunun dışında,
Tepebağ Höyük’te bulunan ve daha öncelere, M.Ö. 1800’lere tarihlenmiş
olan Mısır kökenli hemşire Satsnaferu heykeli de buranın bir tıp
merkezi olduğu görüşünü destekler. Bu nedenle her iki sembole Adana
şehrinin sahip çıkması doğal bir gerekliliktir.
Sadece
antik sikkeler üzerinde görülen bir tasvirden esinlenilerek burada
ilginize sunulan ayak üzerinde Asklepios heykeli de, şimdiye kadar
hiçbir bilimsel kaynakta tarif edilmeyen emsalsiz bir semboldür.
Copyright
2003- 2004 ©Selma Tahberer: Yılanlı Ayak Üzerinde Asklepios Plaket
çalışmalasının tüm yayın ve üretim hakları Selma Tahberer’e aittir.
İzinsiz
kopya edilemez, çoğaltılamaz. |
| |
|
Plaket
üzerine yazılması önerilen notlar:
Türkçe
SAĞLIK TANRISI ASKLEPIOS
Hieroglif dilinde ayak “yer” anlamındadır. Ayak üzerinde Asklepios
büstü ve onun kutsal hayvanı yılan, “Asklepios’un Yeri” demektir.
Bu sembol ilk olarak Aigeai (Yumurtalık-Adana) sikkelerinde kullanılmıştır
ve burada bir Asklepieion – Sağlık Tanrısının Tapınağı olduğunu
sembolize ediyor.
|
İngilizce
ASKLEPIOS – GOD OF MEDICINE
Foot, in the Egyptian hierogliphics, means "place". Bust
of Asklepios on top of a foot represents "the Place of the
God of Medicine”. This symbol was first used on a coin of Aigeai
(Yumurtalık-Adana)
3rd cent. AD and indicates the presence of an Asklepieion there.
|
ŞANS TANRIÇASI TYKHE VE NEHİR TANRISI SAROS

Bir
nehir kenarında oturan Şans (veya Şehir) Tanrıçası olarak anılan
Tykhe ve ayakları dibinde yüzen Nehir Tanrısı tasvirleri antik
çağlarda Doğu Akdeniz kıyısındaki şehirlerin büyük bir bölümünde
çok popüler olmuştu. Hellenistik
dönemde babasının adına kurduğu Orontes kıyısındaki Antiokhia
(modern Antakya) şehri için Kral I. Seleukos tarafından heykeltıraş
Eutychides’e (M.Ö. 3. yy) yaptırılan bu Tykhe-Nehir Tanrısı heykeller
grubu daha sonraki dönemlerde özellikle Doğu Akdeniz bölgesindeki
şehirlerin Otonom ve Roma dönemi sikkelerine esin kaynağı olmuştur.
İkonografik
gelenekler ve bu heykeller grubunun Antiokhia dışındaki şehirlerde
de bir sikke konusu olarak kullanılması da göstermektedir ki,
bu Tykhe-Nehir Tanrısı heykeller grubu şehrin kendisini temsil
ediyordu. Bu gelenek Hellenistik dönemde başlar (M.Ö. 3 - 1.
yy). Roma döneminde ise sikkelerin ön yüzü imparatorlara bırakılmış
ve önceleri sikkelerin ön yüzünde görülen kule taçlı Şehir Tanrıçası’nın
yerini de bu heykeller grubu almıştır.
Roma
dönemi şehir sikkelerinde, Tykhe kayalar üzerinde oturarak, elinde
şehre getirdiği bereketi temsilen buğday başakları tutarken resmedilmiştir.
Şehre sağlanan bereketin diğer sembolü de Şans Tanrıçasının ayakları
dibinde yüzen ve şehrin içinden geçen nehri temsil eden Nehir
Tanrısıdır ve Seyhan yani antik çağdaki Saros Nehri ile özdeşleştirilir.
En az
3500 yıldır aynı isimle anılan Adana şehrinin de 2000 yıl öncesinde
simgesi olan bu heykeller grubu, bugün de Adana’nın simgesi olmalıdır
görüşünden yola çıkarak, Adana halkının bu sembole sahip çıkmaları
gerektiğine inanıyorum.
Copyright
2001 - 2004 ©Selma Tahberer: Şehir
Tanrıçası & Nehir Tanrısı Plaket çalışmasının
tüm yayın ve üretim hakları Selma Tahberer’e aittir. İzinsiz kopya
edilemez, çoğaltılamaz.
|
| |
| |
| |
|
|
PUDUHEPA
Puduhepa, Lawazantiya kentinde Aşk ve Savaş Tanrıçası Sausga’nın (İştar) rahipliğini
yapan Pentipsarri’nin kızıdır.
O zamanlar Yukarı Ülke ve Hattusa çevresinin kralı olan Prens III. Hattusuli,
kardesi II. Muwatalli’ye yardım etmek için kendi emrindeki kolordusuyla Kadesh
savaşına katılmıştı. Aslında iki kardeş birbiriyle hiç de iyi geçinemiyordu
ve bundan dolayı savaş sonrasında her ikisi de ayrı yollardan kendi ülkelerine
döndüler.
Muwattalli
Sirkeli (Yılankale’nin
hemen arkasında) üzerinden Tarhundassa’ya dönmekte iken belki de yolda
ölürken, Hattusili biraz daha doğudan, Apa ve Lawazantiya
kenti üzerinden dönmeyi yeğledi. Lawazantiya'da her şeyden mühim olan ve onu
çeken birileri vardı ve o da Puduhepa idi.
Orada Puduhepa'nın olduğunu daha önceden mutlaka biliyordu; belki de Kadesh
Savaşına giderken gene buralara uğramış ve onun varlığından haber almış,
zaman darlığından
belki de savaş dönüşünde onunla evlenmeyi vaad etmişti. Zaten kendisi de
savaştan çok önceleri dul kalmıştı, keza ilk karısı ölerek en az üç çocuğunu
yetim bırakmıştı.
Savaştan dönerken büyük bir avantajı daha vardı, çünkü o, Kadesh Meydan
Savaşının galip generali ve Yukarı Ülkenin kralıydı. İleriye dönük ihtiraslı
planları vardı
ve bu kurnaz kadın ileride tüm bu konularda yardımcı olacak ihtiraslara
sahip birisiydi. Belki de kardeşi Muwatalli’nin ölümünden sonra tahta çıkan
onun oğlu
ve kendi yeğeni Urhitesub’u tahttan atıp kendini büyük kral yapmayı daha
o zamandan planlıyordu.
Evet, o Lawazantiya’da Puduhepa ile evlendi ve onu beraberinde Yukarı Ülke ve
Hattusa civarındaki krallığının başkenti Hakpis’e getirdi. “Tanrının
buyruğu üzerine Puduhepa ile evlendim” diyordu; ama bunun arkasında kuşkusuz bazı politik
ve dini çıkarlar söz konusu idi. Puduhepa da tıpkı Hattusili gibi işi tanrıların
iradesine bırakıyor ve o zamanlar memleketi Lawazantiya’da adını dahi duymadığı
Orta Anadolu Kenti Arinna’nın Güneş Tanrıçası’nın kendisini Hattusili ile evlendirdiğini
yazıyor. Görüldüğü gibi bunu yaparken her iki çift de evlilikleri için kutsal
bir gerekçe aramaktadır.
Eğer Fraktin’deki kaya kabartmasına bakılırsa, Puduhepa belki de fizik
olarak çekici bir bayan değildi ama onun üstün basan tarafı, Hattuşa’da
eşi ve büyük
oğlu Kral Tuthaliya üzerinde kurmuş olduğu siyasi otoriteydi. Birçok devlet
işlerinde, nasıl olsa sen hastasın, bu işlere burnunu sokma diye neredeyse
hastalık hastası
yaptığı kocasını bir kenara itmiş ve o işlere hep kendisi bakmıştır. Bütün
devlet işlerinde eşi III. Hattusili ve üvey oğlu IV Tuthaliya’nın yanında
onun da adı
geçer. O akla gelebilecek her konuda söz sahibidir. Daha da ötesi, yolsuzluk
davalarına bakmak, kocasına hekim seçmek, fal sorularına baktırmak, adaklar
sunmak, yabancı devlet adamlarıyla mektuplaşmak gibi bazı özel konular
ise, tamamen onun
tekelindedir. Eski çağlarda bir devlet andlaşması üzerine kral yanında
mühür basan tek kraliçe odur; çünkü Kadesh Savaşından 16 sene sonra, III.
Hattusili
ile Mısır Firavunu II. Ramses arasında imzalanan ve dünyanın ilk eşit devlet
anlaşması olan metnin altında, Mısır kaynaklarının bildirdiğine göre, Hattusili
yanında Puduhepa’nın da mührü vardı. Bu andlaşmadan sonra, Mısır ile ilişkilerin
geliştirilmesinde kraliçenin çabaları yadsınamaz.
O hep Kizzuwatnalı olmakla övündü ve bu kıvancını mühür baskısında dile getirdi:
kendisine “Hatti ülkesinin Hanımefendisi, Kizzuwatna’nın kızı Puduhepa’nın
mührü” diye mühür yaptırdı. Buna benzeyen bir mühür Tarsus kazılarında ele
geçmiştir. Keza çivi yazılı metinlerde, bazı durumlarda Kizzuwatna ile eş anlamlı
olarak kullanılan “Kummanni kentinin kızı” olarak geçmektedir. Develi yakınlarındaki
Fraktin kabartmasındaki hieroglif yazıtta ise kendisine “Kazuwana (Kizzuwatna)
ülkesinin kızı, tanrının gözdesi” demektedir.
Kocası III. Hattusili’nin ölümünden sonra da üvey oğlu IV. Tuthaliya devrinde
anakraliçelik görevini üstlenen Puduhepa, kuşkusuz eski çağların yetiştirdiği
en ilginç simalardan biridir.
Copyright
2002 - 2004 ©Selma Tahberer: Puduhepa
Heykelciği Plaket
çalışmasının tüm yayın ve üretim hakları Selma Tahberer’e
aittir. İzinsiz
kopya edilemez, çoğaltılamaz.
|
| |
ZEPHYRION-HADRIANOPOLIS
ANTİK MERSİN
Mersin
İl merkezinin antik çağdaki ismi olan Zephyrion, Grek dilinde Zephyr
Yeri - Batıdan Esen Tatlı Rüzgar Yeri anlamına
gelir. Şehir merkezi yakınlarında bulunan Yumuktepe Höyüğünde yaşantı
izleri 8000 yıl öncesine kadar uzanır. Zephyrion Roma döneminde
çok büyük bir şehir olmamakla birlikte daha sonradan sürekli iskân
edildiği için, arkeolojik açıdan şansız sayılacak yerleşmelerden
birisi olmuştur.
Adana,
Aigeai (Yumurtalık), Mopsuestia (Misis), Hieropolis-Kastabala (Osmaniye
civarı), Epiphaneia (Gözene), Elaiussa (Kumkuyu), Korykos (Kızkalesi)
gibi Kilikia şehirlerinde olduğu gibi Zephyrion’da da ilk sikkeler,
M.Ö. 175’te Seleukos kralı IV. Antiokhos döneminde, sınır bölgesi
haline gelen Kilikia şehirlerine daha fazla imtiyazlar tanıma ve
yerel ihtiyacı karşılamak amacıyla basılmaya başlanmıştır.
M.Ö. 164’te
IV. Antiokhos’un ölümünden sonra Kilikia şehirlerinin büyük bir
bölümü otonom veya yarı otonom olarak sikke basmaya devam etmişlerdir.
Bu dönemde Zephyrion şehrinde yoğun bir şekilde sikke basıldığını
görüyoruz. Zephyrion şehir sikkelerinin tamamı bronzdur ve temel
ön yüz konusu şehir tanrıçası veya şans tanrıçası olarak bilinen
Tykhe’nin kule taçlı, önceleri örtüsüz, daha sonra örtülü büstleridir.
Diğer sikkelerinin ön yüzünde defne çelenk içinde X şeklinde iki
çubuk (ya da kaval), arka yüzde ise yine defne çelenk içerisinde
şehrin ismi görülür. Kule taçlı Tykhe ve tahtta oturan şehir tanrıçası
diğer Zephyrion sikkelerinin ön ve arka yüz konusudur.
Zephyrion
Şehri, ekonomik ve stratejik özellikleri nedeniyle, Roma İmparatorluğu
döneminde de sikke basmaya devam etmiştir. Bir çok Kilikia şehri,
sikkenin basımına yaptıkları katkıyı ifade etmek amacıyla, kendi
şehirlerinin ismini arka yüz konusu olarak kulanmışlardı. Zephyrion
şehri bir veya daha fazla darplarında, genellikle defne çelengi
içinde, sadece kendi ismini yazdığı sikkeler bastırmıştır. Diğer
sikkelerin arka yüz konusu ne olursa olsun şehrin ismi ve unvanları
kesinlikle unutulmuyor ve ortadaki resmi çevreleyecek şekilde yazılıyordu.
Roma Döneminde Zephyrion şehri, imparator Hadrianus’un bölgeye yaptığı ziyaret
sırasında veya öncesinde “Hadrianopolis” (Hadrian’ın Şehri) ünvanını almıştır.
Zephyrion-Hadrianopolis şehrinin resmi tarihi M.Ö. 68’de başlar.
Copyright
2003 - 2004 ©Selma Tahberer: Zephyrion-Mersin
Sikkesi Plaket
çalışmasının tüm yayın ve üretim hakları Selma Tahberer’e
aittir. İzinsiz kopya edilemez, çoğaltılamaz.
|
| |
Zodiak Halkası ve Zodiak Sembolleri
Zodiak
halkası, eski Yunanca’da (zodia) Zodiakos (Lat. –cus)= hayvanlı anlamına gelmektedir. Astronomi ve astrolojide,
yeryüzünün yörüngesinin
ve güneşin yıl boyunca çizdiği yolun düzlemi olan tutulum dairesinin
her iki yanında 9° lik bölgelerde yer alan gökcisimlerini çevreleyen
bir kuşaktır. İlk kez Mısırlılar tarafından kullanıldığı, daha
sonra da Babillilerce geliştirildiği kabul edilir. Antik astronomlar
Zodiak’ın,
uzaydaki bilinen bütün yıldız ve gezegenlerin pozisyonlarını
içeren gökyüzünün bir bölümünü kaplayan bir halka vaya kemer olduğunu
düşünüyorlardı.
Herbiri farklı bir sembole sahip olan on iki bölüme ayrılmıştı.
Bunlar şöyle sıralanıyordu:
Aries (Yun. Krios) = Koç
Taurus (Yun. Tauros) = Boğa
Gemini (Yun. Didymoi) = İkizler (Castor ve Pollux)
Cancer (Yun. Karkinos) = Yengeç
Leo (Yun. Leon) = Aslan
Virgo (Yun. Parthenos) = Başak (aslında evlenmemiş genç kız demek
ama her nasılsa
Türkçe’ye başak olarak geçmiş)
Libra (Yun. Zygos) = Terazi
Scorpio (Yun. Skorpios)= Akrep
Sagittarius (Yun. Toxotes) = Yay (okçu)
Capricorn (Yun. Aigokeros) = Oğlak
Aquarius (Yun. Hydrochoös) = Kova (su taşıyan) ve
Pisces (Yun. Ichthyes) = Balıklar.
M.S.
338 - 344 yılları arasında imparator olan III. Gordianus döneminde
Adana’da
basılmış olan bir sikkenin ön yüzünde imparatorun bir büstü
bulunurken arka yüzünde, ortada şehrin kendisini temsilen Kule Taçlı
Şehir Tanrıçası ve etrafında da Zodiak sembolleri resmedilmiştir.
Şehir Tanrıçasının başının etrafında da ADRIANwN
ADANEwN lejantı
bulunmaktadır. Buna göre şehir o zamanki bilinen evrenin ortasında,
evrenin merkezi olarak tasvir edilmiştir. Bu nedenle Adanalılar'ın
böyle bir sembole sahip çıkması gerekir.
Copyright
2003- 2004 ©Selma Tahberer: Zodiak Halkalı Adana sikkesi ve Şehir
Tanrıçası & Nehir Tanrısı Plaket çalışmalarının
tüm yayın ve üretim hakları Selma Tahberer’e aittir. İzinsiz kopya
edilemez, çoğaltılamaz.
|
| |
|
|
| |
|